Dini Bilgiler

İslâm’da Kadının Tesettürü Nasıl Olmalıdır

Yazan : Ayse Yasar
İslâm’da Kadının Tesettürü Nasıl Olmalıdır?
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيم

أَجْمَعِينَ وَصَحْبِهِ وَآلِهِ مُحَمَّدٍ سَيِّدِناَ عَلىَ وَالسَّلاَمُ وَالصَّلاَةُ الْعَالَمِينَ رَبِّ لِلهِ اَلْحَمْدُ

İslâm'da Kadının Tesettürü

İslâm’da Kadının Tesettürü

HAREMLİK, SELAMLIK ve MAHREMİYET 
Mahremiyet, Arapça “haram” kelimesinden gelir ve “haram olma hali” demektir.
Herhangi bir şey yasaklanmışsa onu yapmak haramdır. Bu haram olan şey için “mahrem” veya “muharrem” kelimesi de kullanılır. Yasaklılık haline ise “mahremiyet’’ denir. Bir anlamda dokunulmazlık da diyebiliriz.
Bir örnek üzerinden anlatmak gerekirse, şarap içmek haramdır. Şarabın kendisi ise haram kılınmış madde anlamında mahrem veya muharremdir.
Mahremiyet, kişilere, ailelere, hatta ümmetlere mahsus “harem”lerin, yani yabancılara kapalı olan özel alanların dokunulmazlığıdır. Mesela Mekke ve Medine belirli sınırlar dahilinde müslümanların haremidir. Gayr-i müslimler oraya giremez. Yahut bir ev, o evde mukim olan ailenin haremidir. Evin mahremi olmayanlar, yani namahremler o eve izinsiz, elini kolunu sallayarak giremez.

Haram, mahrem ve mahremiyet kelimeleri, dinî hükümlerle ilgili olarak yasak olan her şey için kullanılmıştır. Fakat mahrem ve mahremiyet kelimeleri, özellikle Aile Hukuku sahasında daha özel bir kullanım kazanmışlardır. Mahrem kelimesi, neredeyse sadece evlenmeleri ebediyen haram olan yakın akrabalar için kullanılır olmuştur. Bu yakın akrabalar arasındaki ebedi evlilik yasağına da “mahremiyet” ismi verilmiştir. “Nâmahrem” ise ebedi evlilik yasağı bulunmayan kadınlar ve erkekler için kullanılmıştır.

Mahremiyet kelimesi insan vücudu için, özellikle cinsel arzulara konu olması açısından kullanıldığında, cinsel dokunulmazlık anlamına gelir. Bu durumda mahremiyet, insan vücudundan bakılması, dokunulması ve hakkında konuşulması haram olan bölgeleriyle ilgili dokunulmazlık halidir.
Söz gelimi, müslüman için yaşadığı ev, başkalarının serbestçe muttali olmaması gereken “mahrem” bir ortamdır. Bu sebeple İslâm’da eve “haram” denmiş ve Efendimiz (s.a.v), başkalarının evine (mahremiyet bölgesine) izinsiz girmeyi ve başkalarının özel hallerine muttali olmayı yasaklamıştır. Bunu fiilen kendi özel hayatında da titizlikle uygulayan Efendimiz (s.a.v), penceresine boydan boya çift kanatlı perde çektirmiş, kapısını da kalın ahşaptan yaptırmıştır.

Avret yeri vücudumuzun açılması haram olan ve örtülmesi farz olan kısımlarıdır. Buralara avret yerleri dendiği gibi “mahrem yerler” de denir. Mahrem yerlerimizi, oralara bakması ve dokunması haram olan kişilere karşı örtülü tutmak zorundayız. Çünkü bizim açmamız haram, onların da bakması ve dokunması haramdır.

Âlimlerimizin bir kısmına göre yedi yaşından, bir kısmına göre on yaşından itibaren ana-babalar dâhil olmak üzere diğer büyükler çocukların mahrem yerlerine bakamazlar. Onlara banyo yaptırırken bile peştamal sarındırmak suretiyle yardımcı olmaları gerekir.
Çocuklara mahremiyet duygusunu kazandırması açısından büyüklerin bir konuya daha özen göstermeleri çok faydalı olacaktır. Çocuğa ayrılmış olan odaya büyükler girerken kapıyı çalarak izin istemeleri çok yerinde bir davranıştır. Böylece çocuk, hem kendisine değer verildiğinin farkına varacak, hem de özel odalara girerken izin istenmesi gerektiğini büyüklerinden görerek öğrenmiş olacaktır.

Aile içinde mahremiyetle ilgili hükümlere özen göstermek Yüce Mevlâ’ya imanın bir gereğidir. Ayet-i kerimelerde odalara hangi saatlerde nasıl girileceği ile ilgili hükümlerin ayrıntılı olarak ifade buyurulması, mahremiyet anlayışının bir müslüman için ne kadar önemli olduğunu zaten ortaya koymaktadır.

Menkıbe

Hasan-ı Basrî (rah), yanında bir grup dostuyla beraber Râbiatü’l-Adaviyye’yi (rah) ziyaret etmek istediler. Kapısına vardıklarında: Ey Rabia! Bize içeri girmek için izin verir misin? dediler. Rabia (rah):

Bana biraz mühlet verin” dedi. Kendisiyle onların arasına girecek bir perde hazırladıktan sonra girmelerine izin verdi. Hasan-ı Basri ve arkadaşları içeri girince selam verdiler; o da selamlarını perde ardından aldı. Hasan-ı Basri: Niçin bizimle arana perde koydun?” deyince Hz. Rabia: Çünkü böyle yapmakla emrolundum. Allah (c.c) ayeti kerimede erkeklere: “O kadınlardan, bir şey sorarken veya isterken perde arkasından isteyin” [2] buyurmuştur, dedi. [3] İslâm’ın gerekli gördüğü mahremiyet anlayışını ihmal etmenin sebep olduğu buhranlar, günümüzde herkes tarafından müşahede edilmektedir.[4]

Dinimizde erkeğin ve kadının avret yerlerini örtmesi konusu tartışma götürmeyecek derecede açık, kesin ve şekli belirli bir hükümdür. Fakat son zamanlarda değişik sebeplerle tartışma konusu yapılmaya başlanmıştır.

Örtünme Farz Bir Emirdir

Avret yerlerini örtmek farzdır. Bu konudaki ilâhî emir kesindir. Bu emir her mümine verilmiştir ve kıyamete kadar geçerlidir. Yüce Allah namaz gibi örtünmeyi de kesin hükme bağlamış, bunu insanların keyfine ve tercihine bırakmamıştır. Örtünme şekli, şahsa ve duruma göre az çok değişse de hüküm değişmez. Böyle olması rahmettir. O, aynı zamanda örtünmenin bir insan, aile ve cemiyet için ne kadar gerekli olduğunu da göstermektedir. Akıllı olup bulûğa eren her erkek ve kadın emredilen yerlerini örtmekle yükümlüdür. Erkek ve kadına göre avret bölgelerinin nereler olduğu aşağıda açıklanacaktır. Bütün İslâm âlimleri örtünmenin farz olduğu konusunda görüş birliği içindedir.

Örtü âyeti indikten sonra bütün müslüman kadınlar bu emri istenen şekilde uygulamaya başlamışlardır. Son asır hariç, hiçbir devirde müslüman kadının örtünmesi tartışma konusu yapılmamıştır. Örtünme bir âdet değil ibadettir. Âdet olduğu için örtünenler de vardır. Fakat her mümin kadın, örtünün yüce Allah’ın emri olduğunu bilerek örtünmeli, böylece âdeti ibadete çevirmelidir.

Kur’an ve Sünnet’te örtü için ölçüler verilmiş fakat tek tip kıyâfet belirlenmemiştir. Bunun için her kadın, verilen ölçülere uymak şartıyla maddî imkânına, iş durumuna, iklim ve çevre şartlarına göre bu emri yerine getirebilir.

ُل لِّلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْ ذَلِكَ أَزْكَى لَهُمْ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ {30}

Yüce Allah erkeklere şu emri vermiştir: “Mümin erkeklere söyle: Gözlerini harama bakmaktan çeksinler ve ırzlarını korusunlar. Bu, kendileri için daha temizdir.”

Yüce Allah kadınlara da şöyle emretmiştir: “Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar. Irzlarını korusunlar. Görülmesi tabii olan yerler hariç ziynet yerlerini açmasınlar. Başörtülerini yakalarının üzerine kadar salsınlar. Ziynet yerlerini izin verilenler dışında kimseye göstermesinler. Bir de ayak bileklerine taktıkları gizli süsler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler, (önceki kusurlarınızdan dolayı) hepiniz Allah’a tövbe edin. Böylece korktuğunuzdan emin, umduğunuza nâil olursunuz.”[6]

Elmalılı Hamdi Yazır (rah) meşhur tefsirinde der ki:

“Bu âyette emredilen şudur: Kadınlar başlarını, saçlarını, kulaklarını, boyunlarını, gerdanlarını ve göğüslerini açık tutmayıp anlatıldığı gibi güzelce örtünsünler. Bunun için onu temin edecek başörtüsü kullansınlar. Cahiliye (İslâm öncesi) kadınları da hiç başörtüsü kullanmaz değillerdi. Fakat yalnız enselerini bağlar veya arkalarına bırakırlar, yakaları önden açılır, gerdanları ve gerdanlıkları açık olurdu, ziynetleri görünürdü.

İslâm önce açıklığı yasaklamıştır. Sonra, kadınların başlarını örtüp başörtülerini yanları ve göğüsleri üzerine sarkıtmasını emretmiştir. Böylece sadece tesettürün farz oluşu değil, aynı zamanda onun ne şekilde olacağı da gösterilmiştir. Kadın edep ve nezaketinin en güzel ifadesi bundadır.”

Kadınlara örtüyü emreden ikinci âyet şudur:

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُل لِّأَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَاء الْمُؤْمِنِينَ يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِن جَلَابِيبِهِنَّ ذَلِكَ أَدْنَى أَن يُعْرَفْنَ فَلَا يُؤْذَيْنَ وَكَانَ اللَّهُ غَفُوراً رَّحِيماً {59}

“Ey peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, evlerinin dışına çıkarken cilbâblarını (dış elbiselerini) üzerlerine alsınlar. Bu, onların tanınması ve incitilmemesi için en uygunudur. Allah çok affedici ve çok esirgeyicidir.”

Cilbâb, bütün bedeni örten elbiseye denir. Kadınların vücutlarını tamamen örttükleri her türlü elbise cilbâb yerine geçer.

Hz. Peygamber (s.a.v) örtünme ile ilgili âyetlerin tefsirini yapmış ve onların nasıl uygulanacağını göstermiştir. Bu konuda çeşitli hadisler vardır. Biz ikisini nakledeceğiz: Hz. Âişe (r.ah) anlatır:

Bir gün Hz. Ebû Bekir’in kızı Esmâ ince bir elbise ile Resûlullah’ın (s.a.s) huzuruna girmişti, Hz. Peygamber ondan yüz çevirdi ve şöyle buyurdu: “Ey Esmâ! Kadın erginlik çağına ulaşınca onun şu yüzü ve elleri hariç diğer yerlerinin görülmesi helâl değildir.”

Diğer bir hadiste şöyle buyrulmuştur: “Allah Teâlâ erginlik çağına girmiş bir kadının namazını başörtüsüz kabul etmez.”

Örtünmenin Hedefi

Örtünmeden maksat edeptir. Edebin hedefi insanı terbiye etmek ve ona şeref vermektir. Örtü ve edep içindeki insan sürekli ibadet halindedir, rahmet altındadır; kulluk yapmaktadır ve sevap almaktadır. Edepli insan hem günahlardan korunur hem de ateşten. Sonuç yüce Allah’ın rızâsıdır. Onun bir kulundan razı olmasından daha büyük hangi saâdet vardır?

İnsandaki edep ve hayâ duygusu örtünmeyi gerektirir. Ancak mümin erkek ve kadınların örtünmede asıl gayesi yüce Allah’ın rızâsını kazanmaktır. Çünkü Allah Teâlâ’nın emir ve yasaklarına uymak bir ibadettir. Namaz ve oruç gibi ibadetleri emreden yüce Allah ibadetin içinde ve dışında örtünmenin şekil ve sınırlarını da belirlemiştir. Bazıları, örf ve âdetinden dolayı örtünür. Örtünmenin yüce Allah’ın farz bir emri olduğunu bilmez. Bu kadınlar örtünün farz olduğunu bilip bundan sonra Allah’ın emrini yerine getirmek için örtünmeye devam etmelidir.

Bazıları örtüyü bir süslenme aracı olarak kullanırlar. Değişik desen ve modellerdeki kıyâfetlerle kendilerini daha cazip bir hale getirir, dikkat çeker, çekmek isterler. Bu yanlıştır. Helâl değildir.

Örtünmenin ibadet olması için şunlara dikkat etmelidir:

  1. Örtünme ile yüce yaratıcının emrine yerine getirmeye niyet etmeli ve O’nun rızâsı için giyilmelidir.
  2. Örtü dinimizin öğrettiği ölçülerde olmalıdır.

Kadın örtünmekle ayrıca kocasının hakkını koruduğunu, nikâh akdine vefa gösterdiğini ve böylece büyük bir hayır yaparak sevap aldığını bilmelidir.

Menkıbe

Hz. Ali (r.a) şöyle anlatır: “Bir gün Hz. Resûlullah (s.a.v) bize, ‘Bir kadın için en hayırlı durum hangisidir?’ diye sordu. O anda bir cevap veremedim. Fâtıma’nın yanına dönünce,

“Ey Muhammed’in (s.a.v) kızı! Hz. Resulullah (s.a.v) bize bir mesele sordu, nasıl cevap vereceğimiz bilemedik” dedim. Fâtıma, “Ne sordu?” dedi. Ben, “Bir kadın için en hayırlı durum hangisi dir?” diye sordu, dedim. Fâtıma, “Bunun cevabını bilemediniz mi?” dedi. Ben de  “Hayır, bilemedik!” dedim. O zaman Fâtıma,

“Bir kadın için en hayırlı durum, (bir zaruret hali hariç) onun yabancı bir erkeği görmemesi; yabancı bir erkeğin de onu görmemesidir” dedi. Akşam olunca Hz. Resûlullah (s.a.v) ile birlikte oturuyorduk. Ben, Peygamber Efendimiz’e (s.a.v),

“Ey Allah’ın Resûlü! Siz bize bir mesele sormuştunuz, biz de bilememiştik. Bir kadın için en hayırlı durum, onun yabancı bir erkeği görmemesi; yabancı bir erkeğin de onu görmemesidir” dedim. Resûlullah Efendimiz (s.a.v),

“Bunu sana kim söyledi?” buyurdu. Ben de, “Fâtıma” dedim. Peygamber Efendimiz (s.a.v),

Örtünme Dinî Bir Alâmettir

Allah için giyilen örtü kalpteki imanın ve edebin alâmetidir. Bunun için örtüye bürünen mümin kadın bu iman ve edebi korumak için elinden geleni yapmalıdır.

Kur’an ve Sünnet’e göre yapılan örtünme İslâm dininin alâmetidir. Müslüman kadın örtüsü ile tanınır, bilinir ve ona göre tavır alınır. Örtüyü dünya menfaatleri için kullananlar ve onun şerefini zedeleyenler mesul olurlar.

İnsanı hayvandan ayıran en önemli farklardan biri de utanmadır. Buna hayâ denir. Hayâ kadının en kıymetli sermayesi ve en güzel süsüdür. Bir kadın hayâsını korumak için hayatını verse değer; çünkü hayâ gidince elde etten ve kemikten başka bir şey kalmaz. Örtü edebe, edep cennete götürür. Yüce Allah örtüsünü ve edebini koruyan erkeklerle kadınlara affını, cennetini ve cemâlini müjdelemiştir. Bu müjdeye ulaşanlara ne mutlu!

Menkıbe

Bir savaş sonrasında Ümmü Hallâd isminde bir kadın Hz. Peygamber’in (s.a.v) yanına geldi. Yüzü dahil her tarafı kapalıydı. Savaşa giden çocuğunu soruyordu. Çocuğu şehid olmuştu. Haberini alınca, edebini ve halini hiç bozmadı. Ashaptan biri kadının bu haline şaşırdı ve kadına,

“Allah Resûlü’ne gelmiş şehid düşen çocuğundan bu halde haber mi soruyorsun?” dedi. Bunu duyan kadın,

“Çocuğumu kaybettiysem hayâmı da kaybetmedim ya!” dedi.

Kadının Örtünmesi Farz Olmayan Kimseler

Kadın için ölçülerini vereceğimiz şekilde örtünmenin farz olmadığı kimseler de vardır. Bu kimseler âyette şöyle sıralanmıştır:

  1. Kocaları.
  2. Kocalarının babaları. Kendi babaları ve dedeleri zaten bu sınıfa dahildir.
  3. Öz oğulları.
  4. Üvey oğulları.
  5. Erkek kardeşleri.
  6. Kardeşlerinin oğulları.
  7. Kız kardeşlerinin oğullar.
  8. Müslüman kadınla.
  9. Henüz kadınların vücut yapısını ve özelliklerini tanımayan çocuklar.

Bu gruba kadının amca ve dayısı da girmektedir. Ayrıca süt yoluyla evlenme yasağı olan kimselerin yanında kadın ev içindeki elbiseleriyle oturup kalkabilir.

Kocanın amcası, dayısı ve kardeşi kadın için yabancı durumundadır; buna göre davranmalıdır. Ancak bu kimselerin hepsi kadın için aynı konum ve serbestlikte değildir. Aralarında farklı hükümler vardır. Şimdi bunları hatırlatalım.

Yazar Hakkında

Ayse Yasar

Yorum yaz